İNSAN UNSURU ve DEVLET, BİLGİN ve LİDER ÜZERİNE

Kategori Kategori: Millet, Devlet, Medeniyet Yazıları | Okunma 723 Okunma | Yazar Yazan: haydarhepsev | 06 Aralık 2007 07:03:50

Ülkemiz, devlet yönetiminde insan sıkıntısı çekiyor. Devletin bütün kurumlarında, siyaset, bürokrasi, parlamentoda vb. yetişmiş insan eksikliği vardır

İNSAN UNSURU ve DEVLET,

BİLGİN ve LİDER ÜZERİNE

 

Ülkemiz, devlet yönetiminde insan sıkıntısı çekiyor. Devletin bütün kurumlarında, siyaset, bürokrasi, parlamentoda vb. yetişmiş insan eksikliği vardır. Eskilerin kaht-ı rical yani adam kıtlığı dedikleri olumsuzluk, bugün geçmiş dönemlerden daha şiddetle hissediliyor. Memleketin acil ve ağır meselelerine el koyacak kadrolara, içe ve dışa karşı bizi hakkıyla temsil edecek aydın nesillere, gordiyom düğümlerini halledecek lider ve önderlere, kısacası ehliyet ve liyakat sahibi insanlara ihtiyacımız gittikçe artıyor. Çünkü ülkemizin nizam, sistem ve rejim problemi bir muamma halini almıştır.

 

Yönetim ruh, şekil, ilke, ahlâk ve tutarlılıktan yoksundur. Disiplin ve düzenin yerini kargaşa almıştır. Büyük dünya siyasetinde yerimiz ve itibarımız yok gibidir. Yakın coğrafyamızda bile sözümüz geçmiyor. İslâm ve Türk ülkelerinde esamimiz okunmuyor. Bu vaziyetin tanımını üzülmeden yapmak kolay değildir. Büyük iş düşüyor, ülkemizin imkân ve güç sahibi olanlarına. Gerçek insan ve hakiki nesil yetiştirmek denilince, vazife hepimizin, görev herkesin. Her alanda insan yetiştirmek, ehliyetli ve liyakatli kadrolar çıkarmak, elzem ve ehemm bir iştir. Devlet adamı, tarihçi ve şairlerimizden Gelibolulu Mustafa Âli'nin Nasihatü-s-Selâtîn (Sultanlara Öğütler) isimli kitabında şöyle bir dörtlük vardır:

 

"mesâcid ü me'âbidi ko âdem yap

ka’be yapmacadır âdem yapmak

taş ağaç kaydı ne lâzım şahım

yaraşır şahlara âdem yapmak

 

Bugünkü dille: (Mescit ve mabetler yapmayı bırak da adam yetiştir. Çünkü insan yetiştirmek Kâbe’yi inşa ve tamir etmek gibidir. Ey şahım! Taşın ve ağacın kaydı ve hesabı lazım değil ama şahlara yaraşan adam yetiştirmektir.)

 

Evet, adam yetiştirmek en başta devlet adamlarına ve yöneticilere düşüyor. Çünkü imkân ve güç onların elindedir. Devlet adamlarının bir sözü, bir işareti, bir hareketi halka ve kitlelere büyük etki yapar. Onlardan gelecek örnek bir davranış, iyi bir söz hayırlı bir yönlendirme büyük tesir icra eder. Halk ve avam onlara göre biçimlenir, yoğrulur ve bir kıvama gelir. Devlet adamının hürmet ve itibar ettiği kişi, konu ve hususlara halk da rağbet eder. Onların değer verdikleri, halk nezdinde de kıymetlenir. Devlet adamlarının kötü gördüğü iş ve hususlar kitlelerce de olumsuzlanır.

 

Geçmişimizde padişahlar, vezirler, paşalar ve valiler ilme, âlimlere, şeyhlere büyük itibar gösterirlerdi. Meselâ Sultan II. Bâyezid'in hocası hattat Şeyh Hamdullah'ın hokkasını hem de ayakta tuttuğu; Sultan I. Ahmed'in şeyhi Aziz Mahmud Hüdayi'ye abdest alması için su döktüğü ve annesinin de peşkir sunduğu, binlerce örnekten yalnızca ikisidir. Osmanlılar, diğer İslâm devletlerinde de olduğu gibi, ilme ve âlime çok büyük önem ve değer verdiler. Millet ve halk başlından gördüğünü uyguladı ve geçmişimizdeki o muazzam tablo ve toplum ortaya çıktı. Her türlü milletten her çeşit insanın bulunduğu Anadolu ve Rumeli'nin Müslümanlaştırılması ve tek millet haline getirilmesi böyle gerçekleşti. Bugün durum tersine dönmüştür.

 

İtibar ve Rağbete Layık Olan Kim?

 

Günümüzde devlet adamlarının itibar ettiği insanlar zenginler, sanayiciler, sermaye ve güç sahibi olanlardır. Bu yüzden halk da her ne şekilde ve ne yolla olursa olsun zengin olan insanlara itibar ediyor. Alın teriyle, senelerin birikimiyle, yılların çalışması ve çabalamasıyla kazanılan ilim, sanat, hüner ve marifetler rağbet görmüyor. Âlimler, sanatkârlar, aydınlar, müteffekirler bu yüzden bir kenarda kahrolup duruyorlar. Hâlbuki bir ilim adamı kolay yetişmiyor. Hâlbuki bir sanatkâr senelerin emeği, çilesi ve sıkıntısıyla ortaya çıkıyor. Hâlbuki gerçek bir aydın yıllarını ilme, kültüre ve sanata vakfederek yetiştiriyor. Onun için asıl itibar ve rağbete layık olanlar onlardır. Şu hususu da unutmamak gerekir ki devlet adamlarının ilim ve âlimlere saygı gösterme ve rağbet etmeleri, ilmin de gelişmesine ve dolayısıyla kalitenin artmasına vesile olacaktır. Bugün ilim, kültür, sanat ve medeniyet hayatımızın düşük seviye ve derecede bulunmasının ardında bu vardır. Üniversitelerimizin içinde bulunduğu düşüklük, yoksulluk, ilim ve proje üretilemeyiş, gerçek aydın ve fikir adamı yetiştiremeyişlerinin ardında da bu husus vardır.

 

Temeller ve Ölçüler

 

Devlet muazzam bir bütündür. Bu bütünün parçaları arasında uyum ve ahenk yoksa devlette hastalık var demektir. Siyaset, bürokrasi, parlamento, yürütme, yasama, yargı, üniversite ve askeriye kurumları hepsi birden önemli ve değerlidir. Birisinde bir arıza varsa hepsinde de vardır, bileşik kaplar teorisi burada da geçerlidir. Devlet dört temel üzerine bina edilir: Yönetim (siyaset, bürokrasi), ilim (üniversite ve okullar), yargı (mahkemeler), güç (askeriye, ordu ve polis). Devletin bütün işlevleri ise bilim ve bilgi ile yerine getirilir ve yürütülür. Bilgi, beceri, tecrübe, ehliyet ve liyakat devlet bütünün aslı, kurumlar arasındaki uyum ve ahengin de başlıca esasıdır. Âlimin, aydının, mütefekkirin önemi de buradadır. Onların uyarı, ihtar, yönlendirme ve öğütleri ile devletin aksaklıkları önlenir, meseleleri çözümlenir, uyum ve ahenk sağlanır. Devlet ve millet arasındaki irtibat, yönetim ve toplum arasındaki iletişim onlarca sağlanır. Böylelikle devlet de millet de rahat eder.

 

Devlet adamı ve tarihçilerimizden Selânikî Mustafa Efendi'nin Sultan III. Murad'a arzuhal olarak sunduğu bir gazelinde şöyle bir beyit vardır:

 

"dehre her dûn u denî vâlî olalı

kalb-i câhil yapılup hâtır-ı dânâ yıkılır"

Bugünkü dille;

"yönetici olursa alçaklar ve aşağılıklar dünyaya

kalbi yapılır cahillerin, yıkılır hatırı âlimlerin"

 

İşte bu kesin ve şaşmaz bir ölçüdür. Ve iyi ve kötü yönetimi ayırt etmenin ölçüsü yani mihenk taşı vardır. İlme, âlime değer veriliyorsa o yönetim iyidir. Aydına, sanatkâra, mütefekkire lâyık olduğu hürmet gösteriliyorsa o yönetim olumludur. Ehliyet, liyakat ve kabiliyet herhangi bir makama gelmenin biricik şartı ise o yönetim müspettir. Eğer ilim ve âlim yerine mala ve sermayedara önem veriliyorsa o yönetim berbattır. Alın terine, emeğe, çileye değil de kolaycılığa kıymet veriliyorsa o rejim kötüdür. Makam ve mevkilere tayin edilmenin ehliyet ve liyakat ölçüsüne göre icra edilmediği bir sistem menfidir. Değersiz ve yeteneksiz kişilerin her yeri doldurduğu bir yönetim, olumsuz bir yönetimdir.

*          *          *

 

Ve biz hasretiz iki yüzyıldır gerçek bir yönetime. İnsan yetiştirmeye her şeyden çok önen verildiği, yetişmiş ve aydın kadroların lâyık olduğu mevkilere geldiği, âlim ve aydınlara hürmet ve rağbet edildiği iyi yönetimlere hasret çekiyoruz. Evet, hasret çekmek yeterli değildir. Gerçek insan, hakiki liderler, ehliyetli yönetici kadrolar yetiştirmeden, bilgiyi baş ilke, bilgini önder edinmeden ele geçecek bir başarı yoktur.

 

 

*HM Hepsev’in bu yazısı, Yeni Şafak Gazetesi’nde (24 Mart 1997) yayınlanmış ve Aralık 2007’de gözden geçirilmiştir.

Arama ARAMA


İSTATİSTİKLER

18 kategori altında, toplam 235 yazı bulunmaktadır.