Kategori: Alıntılar |
5846 Okunma |
Yazan: hhepsev | 19 Mayıs 2008 15:00:12
KAMÇATKA: GÜNEŞİ HER GÜN İLK GÖREN YER,
20.000 GARİP MÜSLÜMAN ve BİTMEYEN BİR CAMİ
Kamçatka, oradaki Müslümanlar ve İslami çalışmalar hakkında aşağıda yer alan yazılarla ilgili olarak sitemizin vurgulayacağı noktalar şunlardır:
1. İslam Birliği, kimi zaman yanlış ya da eksik anlaşılmaktadır. İslam Birliği her şeyden önce ruh birliğidir; yardımlaşma temelindedir. Müslümanların birbirinden haberdar olmasıdır. Yakındaki ve uzaktaki kardeşlerimizden, onların sıkıntılarından ve beklentilerinden haberdar olmak; imkân nispetinde onlara yardımcı olmak, onlarla alakayı devam ettirmek, bu konularda fikr-i takip sahibi olmaktır. Yakınımızdakiler kadar dünyanın en ücra köşesindeki kardeşimizle dahi gönül irtibatı kurmaktır, İslam Birliği. Fiziki birlikler, bu ruh ve gönül birliklerinin tabii süreği ve sonucudur. (İslam Birliği hakkında bkz. http://www.yucedevlet.com/haber/93-nedir-islam-birligi-.html )
Kamçatka ile ilgili haberleri bize ulaştıranlardan Allah razı olsun. En azından oradakilere dua edebiliriz, bu da bir birliktir. Cami yapmak istiyorlar, himmet sahibi iş adamları bu konuda adım atabilirler, bu daha etkili bir birliktir. Lakin Kamçatka’dan, oradaki kardeşlerimizden haberimiz olmasaydı, edecek bir duamız dahi olmayacaktı; himmetimiz hele hiç bulunmayacaktı…
2. İlme, her türlü bilgiye, lakin öncelikle dinimizi yaşayacak ve anlatabilecek kadar İslami ilimlere vakıf olmak, Müslümanlar için çok önemli. İlim gidince neredeyse İslam da gidiyor. İlimsizlik, Müslümanların diğer toplumlara benzeyip asimile olmalarına ya da onlar tarafından yutulmalarına neden oluyor. Kamçatka’daki kardeşlerimizin hazin öykülerini bu manada dikkatlice okuyup ders almak gerekmektedir.
Başat önceliklerimizdendir, ilim. İlme ve cihada sarılmayanın alabileceği bir sonuç ve temin edeceği bir fayda bulunmamaktadır. İlmi ve bilgisi büyük olmayanın yapacağı iş de büyük olmayacaktır.
3. Bir tek kişiyle dahi yapılabilecek büyük hizmetler vardır. Azeri kardeşimiz Anar Mallim’den Allah razı olsun, bunu bize bir kere daha hatırlattı. Elbette ki birlik olmak, toplum olmak, cemaat ve cemiyet olmak çok önemli. Büyük işler büyük insanların önderliğinde cemaat ve cemiyet olarak gerçekleşmektedir. Lakin tek başlarımıza da yapacak büyük iş ve hizmetlerimiz bulunmaktadır. Zaten o büyük insanlar da büyük işlere tek başlarına kalkışmışlar, hatta tek başlarına kalmayı bile göze almışlar; daha sonra etraflarında toplumlar ve dolayısıyla büyük hizmetler oluşmuştur.
Birlik için çalışma, bilgi ile donanma, gayret ve hizmet sahibi olmamızı temenni ederiz.
Kamçatka’da Bir Cuma Namazı
21 Nisan 2006 Cuma. Kendim için hazırladığım mütevazı kahvaltımın başına otururken Türkiye uyumaya hazırlanıyor. Paltomu giyip temiz hava solumak için dışarı çıkıyorum, Türkiye uyuyor. Hâkim bir tepeden denizi seyrederken fotoğraf makinemle 360 derece panoramik görüntüler elde etmek istiyorum. Türkiye hâlâ uyuyor. İnip üç top dondurmadan oluşan bir tatlı ziyafeti çekiyorum kendime, sonra abdest alıp camiye gidiyorum. 25 kişilik cemaatle mütevazı bir Cuma namazı kılıyorum, Türkiye derin uykuda. Namazdan çıkıp oyalanıyorum, zaman geçsin diye. Maksat ikindiyi de aynı mekânda kılıp sonra çıkmak. Türkiye hâlâ uykuda. İkindi namazını kılıyorum, Türkiye’de hafif hafif kıpırdamalar var. Sonra bir dostumun davetine icabet edip öğlen ve akşam karması bir yemek yiyoruz, Türkiye kahvaltı yapıyor. Ben 53 boylam, 158 enlemde Türkiye ise Ankara itibarı ile 39 Boylam, 32 enlemde. Burada saat 18.00, Türkiye’de 08.00. Bugün (bütün dünyadan önce) dini vecibelerimi yerine getirdim ya, ayrı bir haz duyuyorum. Üstelik dünyanın ilk ezanını okuyarak. Gerçi 7,7 şiddetinde bir depremle sarsılmak gibi önemsiz bir ayrıntı daha yaşadım ama Türkiye’nin uyuyor olmasından olsa gerek emektar hatundan başka arayıp da öldün mü, kaldın mı diye soran olmadı.
20.000 Müslüman; Tatarlar, Azeriler, Çeçenler, Özbekler, Ahıska Türkleri ve Dağıstanlılardan müteşekkil. Bir adet de Türkiye Türkü var, Erzurumlu, deri giyim ürünleri mağazası var. 6 yıldır burada. Gönlünü kaptırdığı Rus hanım ile evlenip buraya gelmiş. Türkiye’de pek dindar bir hayat yaşamamış olsa da burada Cuma’nın 25 müdaviminden biri. Ailesi henüz Müslüman değil, ama “inşallah kendisi en doğrusunu seçer” diyor. Dediğim gibi Cuma’nın 25 müdavimi var. Bayramda bu rakam 40’ı görüyormuş. Zaten namaz kıldığımız 30 metrekarelik yer daha fazlasını da almaz. Birkaç yıl önce burayı terk edip Kazan’a yerleşen bir Tatar evini bu maksatla hediye etmiş. 50 yaşının üzerindekilerin buraya inebilmesi için her halde bir teleferiğe ihtiyaç var. Gençler için ise Cuma’ya gelmek bir lüks. Çünkü arabası olmayanın kolay kolay gelip çıkamayacağı bir yol. Yerleşim yeri olduğundan ezan okunmuyor. Cemaatten Çeçen bir arkadaş internetten adresine girip günün mana ve ehemmiyetine uygun 2 sayfalık bir yazı indirmiş. Konu Hıristiyanların Paskalya Bayramı dikkate alınarak “İslam ile Hz. İsa ilişkisi” üzerine. Cemaatten genç bir arkadaşa veriyor, o da ayağa kalkıp vaaz niyetine okuyor. Sonra Özbek asıllı Rusça bilmeyen bir vatandaş öne geçip kısa bir Arapça hutbe okuyor, namazı kıldırıyor. Hatta müezzinliği bile kendisi yapıyor. Bu arkadaşı yeni getirmişler, sadece hutbe okunacağı zaman işe yarıyor, çünkü vakit namazı kılınmayan bir yerde Rusça bilmeyenin dini bilgisi sadece buraya kadar.
İkindiyi müteakip cemaatin ileri gelenleri Azeri bir kardeşin evinde yemeğe davet ediliyor, söylemesi ayıp bizim şerefimize. Evlilikten sonra Müslüman olan Rus asıllı karısı bize nefis Azerbaycan yemekleri hazırlamış. Yukarda bahsi geçen bütün milliyetleri temsilen Müslümanlar var. Yemeğe benim için şaşırtıcı onlar için sıradan bir olay damgasını vuruyor. Azeri bir hanım vefat etmiş. Bunun istihbaratını alan Çeçen arkadaş telefon açıp ailesine Müslüman olduklarını ve İslami usullere göre gömülmesini teklif etmiş. Düşünmek için zaman isteyen ailenin cevabı da yemeğimize tesadüf ediyor. Müslüman usulü yıkanma, dua vs. hepsine evet, ama Müslüman Mezarlığına gömülmemek şartıyla. Yanımızdaki Azerbaycan diasporası’nın temsilcisi telefonu eline alıp enine boyuna anlatıyor, ikna etmeye çalışıyor. Ama bu rauntta da netice yok. Bundan önce gömülmüş bacı kardeş ve akrabalardan ayrılmasına rıza gösterilmiyor. “Cenaze Pazartesi kalkacak, o zamana daha kaç kez görüşür, inşallah ikna ederiz.” diyor kardeşler. Zaman zaman ikna edebiliyor, bazen de çaresiz kendi haline bırakıyorlarmış. En çok zorluğu ise kefenle gömme konusunda çekiyorlarmış. Ev sahibimiz Merdan bey bölgede Pierre Cardin ve Aydınlı’nın resmi mümessili. Potansiyel müşterilerinin önemli bölümünü ölü erkekler oluşturuyor imiş. Hayatı boyunca 100 dolarlık takım elbise giymeyen erkekler öldüğünde “iyi adamdı” denerek 700 dolarlık Pierre Cardin ile son yolculuğuna uğurlanıyorlar. Ve maalesef daha uzun süredir bölgede yaşayan Tatarların hemen hepsi bu yöntem ile gömülüyor. “İyi bir adamı pejmurde bir kıyafetle son yolculuğuna göndermek olur mu?” kardeş!
Sevindirici haberler de var. Artık Hıristiyanlar uyarıyorlarmış Müslümanları “Ne işiniz var bizim mezarlığımızda?” diye. Böylece duyuyorlarmış Müslümanların ayrı bir cenaze seremonisi olduğunu. Şanslı olanlar bir yıl önce bölgeye gelen Azerbaycanlı Anar’ın ayrılırken yerine cenaze yıkamayı öğrettiği tek cenaze mollasına bir tanıdık vasıtası ile ulaşıyor. Yüzde onu Müslüman 200.000 kişilik bir şehirde de bir caminin olmaması Müslüman gibi yaşamak isteyenleri çaresiz bıraktığı gibi hiç olmazsa Müslüman gibi ölmek isteyenleri de çaresiz bırakıyor. İmkânı olan Kafkas ve Orta Asya asıllı Müslümanlar ölünce tabutları modern dünya ile tek ulaşım yolu olan havayolu ile memleketlerine uğurlanıyor. Yerli Tatarlar ve fakirler ise çaresiz.
Bir iyi haber daha; yakında İslam’ı kabul eden Koreli bir genci getiriyorlar camiye. Koreli dediysem yerli Koreli, zamanında iki Kore arasındaki savaştan kaçıp gelenlerden. Yemeğe de geliyor. Annesi Müslüman olduğunu duyunca pek sevinmemiş, ama yine de kabullenmiş. Hatta bu olayın şerefine bir pilav ziyafeti hazırlayarak Müslüman arkadaşlarını davet etmiş. Eski Valodya yeni Vahid’in Müslüman olduktan sonra en garibine giden şey yeni dininin köpek etine izin vermemesi olmuş.
20.000 Müslüman’ın en büyük problemi kimlik sorunu. Caminin Müslümanlar için ne ifade ettiğini en iyi burada anlıyorsunuz. Yıllar önce belediye
*Nedim Kaya’nın bu yazısı Altınoluk Dergisi’nde (2006 - Haziran, Sayı:244, s.44) yayınlanmıştır ve http://www.altinoluk.com/makale_detay.php?makale_no=d244s044m1&dergi_sayi=244&key=kamçatka linkinde bulunmaktadır.
*** *** ***
Kamçatka Bölgesi Müslümanlarının Mahallî Diyanet Birliğinin Muhtesibi, buradaki Müslümanların adına şehrimizdeki camimizin (dini ibadetgâhımızın) yapılandırılmasında yardımcı olmanızı rica etmektedirler.
Rusya Federasyonunun Uzak Doğu’sunda yerleşmekte olan kentimiz Doğu Kıtasındaki kenttir ki sabah namazı ve güneşin doğuşu ilk bu kentte olur. Burası fırtınalar ve volkanlar olan ve kışı 8 ay süren bir diyardır. Bu kadar sert şartları olmasına rağmen dinimiz buralara da ulaşmıştır. Müslümanların sayısı yirmi bin civarındadır. Bunlar farklı uyruklara ait fakat aynı dine mensupturlar (Tatarlar, Özbekler, Türkler, Azeriler, Çeçenler, Dağıstanlılar ve İslam dinini kabul etmiş yerliler). Buraya farklı zamanda gelmiş ve uzun süredir burada yaşamaktadırlar.
Her yıl bölgeden çıkış zorluğu ve ana karadan uzak oldukları için Müslümanlarımız dini ihtiyaç ve hasret hissi içerisindeler. Yani kültürel ve dini gelenekleri çocuk ve torunlarına devir edemeyip bunlara hasret duymaktadırlar. Ve bizi en çok üzen Peygamberimiz Muhammed s.a.v.’ in Hadis- i Şerifleri olan ”İlmi beşikten mezara kadar öğrenin” hadisini fiilen icra edemeyişimizdir. İlk önce İslam’ı buralara ulaştıran Allah’a ümit ve tevekkül etmekteyiz ki, O bize düşüncelerimizin sadece sözde değil fiilen de birlikte hayata geçmesine imkân yaratacaktır. Biz istiyoruz ki ilk ezanlar buradan seslensin ve biz de sevapları arttırarak camimizden yüce Allaha ilk dua edenlerden olalım. Bunda bize yardımcı olmanızı rica ediyoruz. Ve biz İslam Dini Tarihine büyük katkıda bulunmuş olan Devletinizden yardım ümit etmekteyiz.
Biz Kamçatka Bölgesi Müslümanları olarak ihtiyaçlarımıza gösterdiğiniz dikkat için önceden teşekkür etmekteyiz. Allah amaçlarımıza ulaşmakta bizlere yardımcı olsun.
Rusya Federasyonu Asya Bölgesi Müslümanlarının Diyanet Yönetim Kurulu Kamçatka Bölgesi Müslümanları Diyanet Birliği Baş Muhtesibi Dobuyev Alani
Adres: Petropa1vlovsk-Kamçatskiy şehri, 6873000, sk. Flotskaya 3–5, tel.(4152) 48–03–23
İleti adresi: muslimkam@mail.ru
*Bu mektup, Altınoluk Dergisi’nde (2006 - Haziran, Sayı:244, s.46) yayınlanmıştır ve http://www.altinoluk.com/makale_detay.php?makale_no=d244s046m1&dergi_sayi=244&key=kamçatka linkinde bulunmaktadır.
*** *** ***
Anar Mallim ile Azerbaycan'dan başlayıp Moskova'ya, oradan da dünyanın en doğu ucuna: Kamçatka'ya yapılan yolculuğun öyküsü. Dünya üzerinde sabahın ilk açıldığı, ezanın ilk okunduğu, teheccüdlerin ilk kılındığı yerden Türkiye'ye uzanan serüvende bir hizmet adamı...
Anar Bey, yakın geçmişte çok güzel bir Kamçatka serüveni yaşamış, oralarda önemli hizmetlerde bulunmuşsunuz. Ancak, bizlere Kamçatka yıllarınızdan söz etmeden önce kendinizi biraz tanıtır mısınız? Kamçatka’ya gitmeden önce hayatınız nasıldı? Nerede doğdunuz? Oraya gidinceye kadar neler yaptınız?
1973 doğumluyum. Azeriyim. Azerbaycan'ın Baku şehrinden. Evliyim. 2 çocuğum var. Liseyi Azerbaycan'da bitirdikten sonra, Rusya'ya din talimi almaya gittim. Zaten Sovyetler Birliği dağıldığından beri dinimizi öğrenme kapıları daha geniş açılmıştı. Araştırmalarda bulunduk. Sonuçta Rusya'ya gittik. Rusya'daki medreselerden birinde eğitim aldım. Temel dini bilgileri orada öğrendim.
Rusya'da dini medreseler var öyle mi?
Yeni açıldı. Azerbaycan’da yok idi o zamanlar. Zor idi. Zor olduğu için Rusya'ya bir mektup yazdım. Rusya derken Başkurdistan’ı kast ediyorum. O da Rusya'nın bir bölgesi. Başkurdistan’a bir mektup yazdım. Başvurumu kabul ettikleri cevabını verdiler. Bir buçuk sene orada eğitim aldım. Oraya gittiğimde sıfır idim. Dini konularda hiçbir şey bilmiyordum. Sadece Arapça okuyordum o kadar. Allah'a çok şükürler olsun; orada biraz eğitim aldım. Sonra çeşitli başka yollarla; mesela kitaplarla eğitim aldım. Zaten şimdi Azerbaycan da Latin alfabesine geçtikten sonra işler daha da kolaylaştı. Türkçe dergileri, kitapları elde etmek daha kolay oldu. 1995'lerde Moskova'ya gittim. Orada çalışıyordum ama Cumartesi-Pazar günleri tatildi. O günlerde, günde 3–4 saat hizmette bulunuyorduk. Orada arkadaşlarla beraber ders verdim. Kendimiz de ders aldık.
Peki, Kamçatka'ya gidiş amacınız neydi?
Öncelikli amacım çalışmaktı. Ama oraya vardığımda hizmete daha çok ihtiyaç olduğunu gördüm. Ramazan ayında gittim oraya. Ramazan'ın son günleriydi. Bayram namazını kıldıracak adam yoktu. İlk olarak Cuma namazını kıldırdım. Ondan sonra da devamı geldi. Her Cuma'yı Allah'a çok şükür eksiltmeden kıldırdım. Amacımız ticaret idi ama sonucu; elhamdülillah hizmet oldu.
Kamçatka'dan önce nasıl bir hayatınız vardı?
Kamçatka'dan önce Rusya'daydım. Yaklaşık 6–7 senedir Moskova'da çalışıyordum. Ticaretle uğraşıyordum. Aynı zamanda haftanın iki günü; Cumartesi – Pazarları evlerde ders yapardık. Kur'an- Kerim'den, temel dini bilgilerden dersler yapardık. Hizmete oradan başladık elhamdülillah.
Türkiye ile olan ilişkiniz nedir?
1998 senesinde Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı ile tanıştık. İşte o zamandan bu yana Aziz Mahmud Hüdayı Vakfı ile beraber çalışıyoruz.
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı ile tanışmanız nasıl oldu peki?
Bizim bir Enver abimiz var.Rusya'ya gelmişti.O sebepkar oldu tanıştık.
Kamçatka'ya hangi yıl gittiniz?
2003.
Kamçatka nasıl bir yer? Gittiğinizde dikkatinizi çeken ilk şey ne oldu?
İlk... Gariplik... Kamçatka'ya ilk vardığımda kendimi garip hissettim. Çünkü orada insanın parası olmazsa, orada kalıp çıkamayabilir. Yarımada olmasına rağmen büyük toprakla alakası yok. O taraflar (yarımadanın ana karaya bağlandığı nokta) bataklıklardan oluşuyor. Karayolu yok. Sadece deniz ve havayolları var. Sonra deniz yollarını da kaldırdılar. Şimdi sadece ticari gemiler gidip geliyor. Ama Kamçatka'nın manzarası çok güzel. Gerçekten çok güzel... Tabi bu da kalbimize biraz kuvvet verdi. Gariplik olduğuna rağmen... Benim orada akrabam çalışıyordu. Kaynım oluyor. Üç dört senedir söylüyordu bana “Gel gidelim. Gel gidelim.”. “Yaa...” diyordum, “Benim orada ne işim var? Çok uzak orası.”. Ama Allah'ın takdirinden kaçılmaz. Allah'ın takdir-i ilahisi varsa...
Mesela nasıl güzellikler vardı orada?
Kamçatka Rusya'nın en doğu tarafı. En doğu tarafı olduğu için de Moskova'dan 9 saat uçakla gidiliyor. Aktarma yok. İnmeden. Bir kalkıyor, 9 saat sonra oradasınız. Orada 5 tane aktif volkan var. Şu anda püskürüyorlar yani. Ondan başka; gayzerler var. Hem sıcak su hem çamur kaynıyor. Hatta gayzerler memleketi de diyorlar Kamçatka'ya. Yılın sekiz ayı kış. Kış ama çok da soğuk değil Sibirya gibi.
Karla kaplı bir ülke yani?
Kardan ziyade; Büyük Okyanus'a yakın olduğu için orada rüzgârlar sert eser. Hatta rüzgârdan okullar bile kapanır. Her sabah çocukları okula göndermeden önce radyo dinlerdik. Radyoda derlerdi ki mesela “Bugün dersler iptal olundu.” O zaman biz de çocukları kaldırmazdık. Şiddetli rüzgârlar olduğu zaman dersleri iptal ediyorlardı. Çok şiddetli rüzgârlar oluyordu. Göz gözü görmüyordu. Karşıyı göremezsin. Kar gözlüğü olmadan bakamazsın hatta.
Kamçatka'nın tahminen 750 bin civarında nüfusu var toplam olarak. Bir kaç tane ilçesi var. Aşağı yukarı 20 bine yakın da Müslüman nüfusu var. Çeşitli milletlerden; Azeri var, Tatar var, Özbek, Tacik, Kırgız, Çeçen var, Dağıstanlılar var. Böyle muhtelif Müslüman uyruklardan ibaret bir Müslüman topluluk var.
Yerli halkı kim peki?
Orada şimdi çoğunluk Ruslar. Yerli ahali olarak Karyaki diye bir millet var. Bir de Çukçalar var. Onlar da oranın yerlisi sayılıyor.
Yerli ahali de Hıristiyan mı?
Yerli ahali Şamanistmiş eskiden. Hıristiyanlık oraya 300 sene kadar önce girmiş. Ama içlerinde hala eski dinlerini sürdürenler var.
Bu kadar farklı kökenden insanın Kamçatka'ya gelmesinin sebebi nedir?
Çoğu çalışmak için gelmiş. Eskiden, donanma orada olduğu için 90'lı senelere kadar Kamçatka kapalı bir bölgeydi. Sovyetler Birliği'nde yaşayanlar dahi giremezdi. Sadece çok gerektiği zaman vizeyle girilebilirdi. Şimdi o sınırlamalar kaldırıldı. İsteyen girebilir. Hatta yabancılar bile. Yalnız; Blipşitz diye bir şehir var. Küçük bir şehir. Oraya yine de kolayca girilemez. Sadece oranın sakinleri girebilir. Kamçatka'nın her tarafı deniz olduğu için orada balıkçılık çok inkişaf etmiş. Eskiden iyi paralar kazanıyorlarmış. Bir gidişte 4–5 ay denizde çalışırlar, 10–15 bin dolar para kazanır, geri dönerlermiş. İnsanları oraya biraz da bu sevk etmiş.
Yolculuk hazırlı nasıl oldu? Oraya gitmeden önce kalacağınız yer, irtibata geçeceğiniz insanlar belli miydi?
Yok. Orada sadece bir kaynım vardı o kadar. Bir müddet ailemle beraber onun yanında kaldık. Sonra bir ev kiraladık. İki ay ev aradık. Bulamadık. Ama sonra oturduğumuz binada bir ev bulduk. Orada yanlız yaşayan Tatar bir hanım vardı. Hacca gitmiş gelmiş. Evini bize kiraladı. Sonraları benim hanımla çok güzel irtibatları oldu.
Kamçatka'da hangi şehirde kalmıştınız?
Petropavlovsk Kamchatski diye bir şehir var. Oranın başşehirlerinden biri. Orada kalıyordum.
Kamçatka direkt olarak Rusya'ya mı bağlı yoksa bir özerk cumhuriyet mi?
Rusyanın bir bölgesi. Tamamıyla Rusya'ya bağlı bir bölge.
Ticaret yaptığınızı söylemiştiniz. Ne ticareti? Orada yerleşik bir ticaret mi, yoksa başka yerlere mal alım satımı tarzında bir şey mi?
Türkiye'den mal alıyorduk. Erkek giyimi daha çok. Alıp, orada sıtıyorduk. Daha doğrusu kaynım uğraşıyordu bunlarla. Ben sadece eleman olarak bir dükkânında görevliydim. Orada insanlar genellikle denizcilikle uğraşıyorlar. İnsanlar balık, özellikle karides alış satışıyla uğraşıyorlar.
Peki, oraya yerleştikten sonra hizmete nasıl başladınız? Neler yaptınız?
Kamçatka'ya gitme kararında ticaretten başka hizmet amacı da vardı. Çünkü bildiğim kadarıyla orada bir cami yapmak istiyorlardı...
Orada hiç cami yok mu?
Hiç yok. Müslümanlar kendi aralarında toplanmış, böyle bir hizmette bulunmak istemişler ama içlerinde işi becerebilecek insan olmadığı için daha doğrusu bilmedikleri bir alan olduğu için bu işte başarıya ulaşamamışlar. Hatta bir sürü problemler çıkmış. Moskova'dayken duymuştum o hali. Oraya gittiğimde de inşallah nasibimizde ne varsa veririz ihtiyacı olanlara diye niyet ettim. İlim saklanacak bir şey değil. Vermek lazım ihtiyacı olanlara.
Ramazan'ın son günleriydi oraya geldiğimizde. Ramazan ayından sonraki ilk Cuma'sını ben kıldırdım. Küçük bir ev vardı orada. 14–15 sene önce Müslüman bir işadamı orayı hediye olarak vermiş. Kendi mülkü ama kullansınlar diye vermiş.
Hangi milletten bu işadamı?
Tatar kendisi. Tatar işadamı. Şimdi kendisi galiba Kazan'da. İlk Cuma'ya geldim. Sordum: “Cuma'yı kılacak kiminiz var?” Kimseyi de tanımıyorum.
Yani o güne kadar orada Cuma Namazı kılınamıyor muydu?
Yoo... Kılıyorlardı da... Orada imamlık vazifesi yapan bir Dağıstanlı varmış. Ama maddi durumu iyi olmadığı için tam anlamıyla bu görevi yerine getiremiyormuş. Adamın ailesi de varmış memleketinde. Bırakmış gitmiş. İşte o Dağıstanlı, bir arkadaşa sadece “Cuma'nın farzları şunlardır. Hutbeyi okursun, imamlık yaparsın, iki rekat farzı kıldırırsın.” şeklinde anlatmış. Adam geliyor, aynı hutbeyi tekrarlıyor, Cuma namazlarını öyle idare ediyorlardı. Ama oraya gittiğimde Allah'a çok şükür, değişikler oldu. Mesela Türkiye'de hutbeden önce vaazlar oluyor. Bu yüzden Hutbe'yi kısa çekerler. Ama ben oradayken Hutbe'yi biraz uzun çekerdim. İnsanlara dinlerini anlatmak için. Zaten haftada bir imkân vardı toplanmaya. Orada anlatmaya çalışırdım. Allah'ın izniyle her hafta da yeni bir mevzu anlatırdım. Dini eğitimim de olduğu için dediler ki; “Sen bundan sonra imamlık yapar mısın bize.?” O günden itibaren orada kaldığım iki sene içerisinde, Allah'ın izniyle bu vazifemizi yaptık.
Başladığınızda cemaat ne kadardı, bitirdiğinizde ne kadardı? Bir artış oldu mu?
Tabi oldu. Geldiğimde 4 veya 5 kişi vardı. Hatta bazen 3 kişi bile olmuyordu. O zamanlarda öğle namazının farzını kılıyorduk cemaatle. Cuma'nın şartları yerine gelmediği için mecbur öyle maalesef. Ama Allah'a çok şükür dinini biraz bilen bir insanın oraya gitmesi tabi biraz hareket getirdi. Artık orada iki sıra saf, cemaat toplamaya başladık. Cemaat Cuma namazlarında 20-25'e ulaştı. Bayram namazlarında da 100'den fazlaydı. Oradaki Müslümanların sayısına göre 200 kişi bile az. Ama yine de hamd olsun Allah'a.
Bu 20 bin Müslüman nüfus dağınık mı yoksa belirli merkezlerde toplanmış durumda mı?
Dağınık. 5 bin orda, 3 bin orda, 2 bin orda ama genellikle çoğunluk büyük şehirlerde, Petrapavlosk'da. Merkez olduğu için. Ama uzak şehirler de vardı orada. Hiç gitmediğim yerler. Oralara yol bile yok. Sadece tırlarla yolculuk edilebiliyor. Tekerleklerin altısının birden çalışması gerekiyor. Yoksa imkânsız. Çünkü sadece suyun, çamurun içinden yol alınabiliyor. Buralarda gelgitler çok etkili. Yolculuk yapanlar okyanusun çekilişini bekliyorlar. İşte o çekilişler çok tehlikeli. Okyanusun çekişi çok kuvvetli oluyor. Arabayı bile alıyor. Benim orada ilk cenazesini kıldığım insan bir buçuk aydır kaldırılamamış. Baba oğul balığa gitmişler. Deniz bir kamyonu çekmiş. Bunlar da yardıma koşmuşlar. Sular onları da almış götürmüş. Çok korkunç bir ölüm... Onları arıyorlardı aylardır. Sonunda buldular. Daha doğrusu çocuğu bulmuşlar, babasını bulamamışlar... Öyle hale gelmiş ki... Gusül yapmaya imkân yok. Çürümüş. İlk cenaze törenimdi. Çok üzülmüştüm.
Kamçatka'da genel olarak Müslümanların durumu, yaşayışları nasıl?
Orada 1940'lı senelerden beri bir Tatar aile yaşıyordu. Kıtlık zamanları olduğu için adam ailesini, çoluğunu çocuğunu Kamçatka'ya getirmiş. Orada çalışırız diye. Kamçatka’ya varır varmaz, kendisini, hayatını, evini sigorta yapmış. Eskiden orada otobüs yokmuş. Millet, köpek arabaları var ya; onları kullanırmış. Bu adam fırtınalı günlerin birinde işe gitmiş. Bir daha dönmemiş. Bildiğim kadarıyla hâlâ da bulamamışlardı. Oraya bir hayat kurayım diye gelmiş ama Allah'ın bir takdiri; vefat etmiş. Ama ailesi çok mükemmel. Çocukları şimdi ihtiyarlamışlar. Anneleri 113 yaşında vefat etmiş. Benden 1 sene önce yani. Çok takva sahibi bir insanmış. Hatta bazıları bir sorunları olduğunda giderlermiş, duasını isterlermiş. Allah'ın makbul kuluymuş. Allah nasip etti, kızlarıyla tanıştık. Çok güzel huylu insanlar. Orada en aktif Müslümanlar işte o neneler. Çok aktifler kendi aralarında. Maalesef buralarda garip kaldıkları için kendileri gibi birer Müslümanla evlenememişler. Mecburen gayri Müslüm erkeklerle evlenmek zorunda kalmışlar. Çocukları da bu silsileyi böyle devam ettirmişler. Yani Müslümanlarla evlilik kesilmişti. Buna çok üzülüyorlardı. Garip oldukları için... Moskova'da olsa; gider, yakın köylerden birinden; Tatarlardan ya da başka Müslümanlardan birini bulur, alır evlenirsin. Kolay. Ama orada yok.
Peki çocukları Müslüman mı yoksa babaları gibi Hıristiyan mı ?
Maalesef onlar Müslüman olamamışlar. Böyle üzücü bir hal var orada. Çoğunun çocukları bu anlamda perişan durumda. O ilk cenazeden sonra bir kaç tane daha cenaze namazı kıldırdım. Bir kaçı da maalesef Hıristiyan gibi defnedildi. Gusülsüz, kefensiz... Yetişemedim. Beni son dakikalarda çağırdılar.
Hıristiyan gibi defnedilmelerinin özel bir sebebi var mı?
Bilmedikleri için. Bir keresinde bir kadın geldi.”Burası Müslüman Birliği'mi?” dedi. “Evet” dedim “Buyurun. Ne istiyorsunuz?”. “Annemin ölüm yıldönümü. Onun için Hıristiyanlar şöyle şöyle bir şeyler yapıyor. Acaba Müslümanlarda da var mı öyle bir şeyler?” dedi. “Tabi vardır. Müslümanlar ölenlerine, babalarına, dedelerine, ecdatlarına, Kur'an okur, dua eder. Bizim elimizden gelen de budur.” dedim. Kadın da dedi ki “Peki o zaman benim annem için de bir şeyler okur musunuz?”. “Okuruz inşallah.”dedim. Kadın kendisini Hıristiyan biliyor. Bunlar çok üzücü haller. Anneleri ölmüş, Hıristiyan mezarlığına defnetmişler. Ama kızı hatırlamış: Müslüman kanı vardır annelerinde. Bir şeyler okunmasını istemiş. Anneleri Müslüman ama maalesef çoluk çocukları Hıristiyan. Çoğunluk böyle orada.
4–5 tane Müslüman cenaze defnettik. Memleketlerine gönderdik. Maalesef Müslümanlardan bir kısmını Müslüman gibi defnedemedik. Mesela bir Kırgız'ın cenazesi vardı. Kızı geldi “Babam vefat etti. Bir şeyler okur musun?” dedi. Evlerine gittik çıkmışlardı. Geç kaldık. Gasil yapamadık. Geldik mezarlığa. Mezarlık Hıristiyan Mezarlığı. “N'oldu? “ dedim. “Neden beklemediniz? 20 dakikalık bir şey. Benim de gönlüm rahatlardı. Siz de rahatlardınız.” Kendisi eskiden zabitmiş. Baktım, komutan formasıyla, asker elbiseleriyle gömüyorlar. Çok kalbime dokundu. Yanımda Özbek arkadaşım da vardı. Ağlamaya başladı. Neden ağladığını sordum. Dedi ki: “Bu adam bizim köyden. Ama şimdi bildim. Ben şimdi memlekete döndüğümde benden soracaklar: 'Şu dede vardı. Vefat etti. Tanıyor muydun onu? Nasıl defnettiler?'... Ne diyeceğim?” Takva sahibi bir arkadaşımızdı. Dedim “Ukbet! (adı Ukbet'ti.) Biz elimizden geleni yaptık. Cenaze onların. Bizim değil.” Böyle kör pişman geri döndük. Bir şey yapamadık. Çok üzüldük.
Bir kez de bir genç kıza otobüs vurdu, vefat etti. Rusların adetlerine göre; eğer genç kız vefat ederse gelinlik kıyafetler içinde defnedilir. Cenaze sahiplerine “Size de bir ibret dersi olsun. Kendiniz nasıl defnedilmek istiyorsanız çocuklarınızı da ona göre hazırlayın.” dedim.
Tepkileri ne oldu siz o sözü söyleyince?
Bunu zaman gösterir belki...
Müslüman ailelerin çocukları neden Hıristiyan oluyor? Hıristiyan misyonerlerin faaliyetleri var mı oralarda?
Son senelerde, 90'lardan sonra başladı. Katolik kilisesinin misyonerleri var burada. Başka misyoner gruplar da var. Hatta onların parasal gücü olduğu için de daha rahatlar. Mesela orada 2 tane hapishane var. Biri ağır ceza, diğeri normal. Oralara bir iki kez gittim. Oranın bir yöneticisi vardı. Telefon açtı bana. Dedi ki “Bir Müslüman mahpusumuz var. Kendini idare edemiyor. Çıldırmış gibi. Görüşüp konuşabilir misiniz acaba onunla?”. “Tamam. Elimden ne gelirse anlatırım ona.” dedim. Cezaevine gittim. Görüştük. Sonra bir bayram arefesiydi. İzin istedim oradan. “Bir kaç gün sonra bayramımız başlıyor. Müsaade etseniz: 15–20 dakika Müslüman mahkûmları toplasak. Onlara bir sohbet etsek.” Tamam dediler. İzin verdiler. Orada bir kütüphaneleri var. Müslüman mahpuslar oraya toplandılar. Konuştum; dinimizi anlattım. Ama çıktığım zaman dediler ki “Eğer bir kez daha gelmek istiyorsanız, buranın bazı masrafları var. Bir kısmını da siz kapatsanız...”
Hırıstiyanlar çok rahat girebiliyorlar. Çünkü onların maddi imkânları daha çok. Mesela camını yaptırıyor, başka bir eksiğini karşılıyor. Ama orada Müslümanların durumu her zaman olduğu gibi maalesef. Peygamber efendimizin ilk döneminde de ona ilk destek verenler sadece fakir fukaralar oldu. Hz. Ebu Bekir (R.A.) gibi sayılı bir kaç zengin vardı o zamanlar sadece. Aynen bizim durum da öyleydi.
Resmi bir organizasyonunuz var mıydı oradaki Müslümanlar olarak?
Resmi bir kurum vardı: “Müslüman Toplum Kurumu” diye. Ve Moskova'daki müftülüğe bağlı olan bir kurum daha vardı. “Müslüman Kurumu” diye.1993 senesinde kurulmuş. Ama dini bilen çok olmadığı için eksikleri çoktu. Hatta yapamayacakları bazı işlere bulaştılar. Mesela büyük bir cami projeleri vardı.
Sonunda cami yaptırılabildi mi?
Yok, yapılmadı daha. Ama İnşallah... Oranın bir özelliği daha var. Onu söylemeyi unuttum size. Dünya üzerinde sabahın ilk açıldığı, ezanın ilk okunduğu, teheccüdlerin ilk kılındığı yer Kamçatka. Ezanın ilk okunduğu yerde namaz kıldığını bilmek insanı etkiliyor.
Cami yaptırmak için çalışan uğraşan birleri var mı hala?
Kaynım da gitti gördü oraları. Orada cami yaptırmak için elimden ne geliyorsa yapacağım diyor. Ama bir kişinin işi değil bu. Bir cemaatin tepkisi olsa daha iyi olur.
Oradaki insanları dini konularda eğitmek için bir yapı oluşturdunuz mu? Yani sizden sonra orada işler nasıl devam ediyor?
Oradan dönmeden önce Cuma namazının nasıl kıldırılacağı ve bazı temel dini bilgileri bazılarına öğrettim. Şimdi onlar sürdürüyorlar.
Bunların dışında özellikle de hizmet anlamında başka neler yaptınız?
Mesela oraya gittiğimizde helal et diye bir şey yoktu. Millet gidiyor pazarda ne varsa alıyor yiyordu. Bunun çoğunu engelledik elhamdülillah.
Nasıl engellediniz?
Hutbelerde anlatıyorduk: Hangi gıdalarla gıdalanmamız yasaktır. Nerede olursak olalım. Kamçatka'da veya başka bir yerde hiç fark etmez diye. Dağlarda koyun yetiştirenler vardı. Sonra Azeri bir hemşerimize dedim ki: “Biz kendimiz alıp keselim. Etini de Müslümanlara satalım. Hem sana destek olur hem de millet haram etten uzak olur. Bir iki defa denedik, güzel oldu. Sonra sürekli hale geldi.
Sonra... Orada çok ihtiyacı olan nesneler var. Hatta biri çok gönlüme dokundu: Orada gaz yok. Sadece elektrik var. Sabah kalkıyor. Elektrik ocağında çayını bir kez demliyor. Sonra hemen termosa koyuyor ki tasarruf etsin. O gün bir daha çay yapmak için elektrik harcamasın... Orada Erzurumlu bir Türk arkadaşımız da vardı. Dedi ki “Ben sana 1.000 ruble vereyim. Sen bir ihtiyara bir şeyler al.” Tamam dedim. Bin ruble 30- 40 dolar yapar. Onunla 5 aileye bir şeyler aldık. Yanına gittik parayı veren o arkadaşın. “Hakkını helal et. Sen bir kişiye demiştin Senin verdiğin parayla biz 5 kişiye yardım ettik.“ dedik. Erzurumlu arkadaş da “Bundan sonra 2.000 ruble vereceğim” dedi. 2 bin ruble yaklaşık 70 dolar kadar ediyor. “Ona göre kendin gereken harcamaları yaparsın” dedi. Biz de 10 aileye çıkardık sayıyı. Bunun gibi faaliyetlerimiz oldu. Ama maalesef biraz gitmeme yakın oldu bunların bir kısmı.
Bu çalışmalar sizden sonra devam ediyor mu?
Ediyor elhamdülillah.
Dernek veya vakıf gibi bir yapılanma oluşturdunuz mu orada hiç?
Orada herkes çalışmak zorunda olduğu için biraz zor. Bir kaç kere denedim. İhtiyacı olanlara yardım edelim diye işadamlarıyla konuştum. Tamam dediler ama devamı gelmedi.
Kamçatka'da yaşadığınız ve sizi en çok etkileyen olay neydi?
Orada bir cenazede bulunduk. Cemaate “Kimin abdesti yoksa alsın. Beraberce cenaze namazını kılalım. Abdestsiz olmaz.” dedim. “Tamam de nerede abdest alacağız? Suyu nerede bulacağız, dediler. Zaten her zaman bir bahane çıkıyor. Ben hemen su bulup getirdim Allah'ın izniyle. Abdestlerimizi aldık. Biri geldi: “Ben de abdest almak istiyorum.” dedi. Nasıl alınacağını tarif ettim. Azeriydi kendisi. Dedi ki “Anar! Ben 45 yaşındayım. İlk defa abdest aldım.” (Tam burada Anar Bey'in gözleri dolu dolu oldu.) Çok etkilendim. Abdest aslında büyük bir iş. Daha şahadeti bile bilmeyen var.
Orada yaşadığınız en büyük zorluk ne oldu?
Benim hanımım orada, o koskocaman şehirde bir tane kapalı kadındı. Başkası yoktu. Bu yüzden çok dışarı çıkmıyordu. Çünkü mesela markete filan girdiğinde herkes ona bakıyordu. Moskova'da patlamaların olduğu bir döneme denk gelmiştik biz. İnsanlar kapalı giyinenlerden korkuyorlardı.
Ama orası soğuk bir iklim sonuçta. Genel olarak insanlar kapalı giyiniyor zaten değil mi?
Ruslar soğukta bile neredeyse çıplak geziyorlar. Allah'ın bir lütfu, bir rahmeti ki Allah onlara sıcaklık vermemiş. Büyük günahlardan korumuş kısmen. (Gülüşüyoruz...) Oralar İstanbul gibi olsa kim bilir neler olur? Allah'tan ki kış var, soğuk var. Ama ilk fırsat bulduklarında soyunmaya başlıyorlar.
Dönüş nasıl oldu? Neden karar verdiniz? Nasıl döndünüz?
Oradayken, küçük oğlumun ayağında bir sakatlık vardı. Onu ameliyat ettirdik. Belki de gelmemizin sebeplerinden biri de çocuğun bu ameliyatıydı. Diğer yerlerden çok daha ucuza mal olmuştu. Tabii her şeyde bir hikmet vardır. Geldiğimizin ilk senesi biraz ticaretle uğraştık ama hizmet de önemliydi. O yüzden ilk seneden sonra sadece camideydik.
Peki geçiminizi nasıl sağladınız?
Gerçi biraz zor oldu. Allah razı olsun bir kısmını Hüdayi Vakfı karşıladı.
Dönüş kararını anlatıyordunuz...
Bir gün bir telefon geldi Moskova'dan. Ya Moskova'da ya da Türkiye'de çalışma teklifinde bulundular. Osman Hocaefendi'nin kitaplarının Rusça'ya çevrilmesi işi ile ilgili olarak. Moskova olacaksa Kamçatka'da çalışmayı tercih ederim dedim. Ama Türkiye olursa tamam dedim. 2006 yeni başlamıştı. Hemen toparlan gel dediler.
Burada ne yapıyorsunuz?
Hocamızın kitapları birçok dile tercüme ediliyor. Hocamızın da söylediği gibi Rusya'da da 180 milyon insanın ihtiyacı vardır. Ben de burada Hocamızın kitaplarını Rusça'ya çeviriyorum. Şimdi elimde Hocamızın son kitabı var: “Vakıf, İnfak, Hizmet”. Tercümesi bitti. Şimdi onun mizanpajını yapıyorum. Aynı zamanda tashihatını yapıyorum.
İleride tekrar Kamçatka'ya gitmek gibi bir isteğiniz, bir durumunuz var mı?
Belki gezi için. Ama yolculuk çok masraflı ve zor...
Peki efendim! Çok teşekkür ediyorum değerli vaktinizi bizlere ayırıp anılarınızı bizimle paylaştığınız için?
Ben teşekkür ediyorum Allah razı olsun.
* Sinan Özgenç’in yaptığı bu mülakat, Genç Dergi’de (1 Eylül 2006, s:34) yayınlanmıştır.
Nedim Bey, yeni arsaya cami yapılması için, hükümetin Kamçatka Müslümanlarına 2 yıl süre verdiğini ifade ediyor. Yani iki yıl sonra eğer bir cami yapılmamış olursa bu arsa da elden gidecek, Kamçatka, dünyada ilk ezan okunan yer olamayacak, hatta daha kötüsü sayısı kaç olursa olsun oradaki Müslümanların din ve ilimle irtibatları çok azalacak belki de kalmayacak. Nedim Bey, bu yeni yerin de elden kaçırılmaması için yoğun işlerine rağmen konuyla ilgilenen hayırseverlerin camazer@yahoo.com adresine yazmaları halinde bu mühim hizmete zaman ayıracağını söylüyor.
Biz konuyu yeniden gündeme getirmiş oluyoruz, bundan sonrası yüreği hizmet aşkıyla dolu himmet sahiplerine düşüyor. Eminiz ki dünyanın bir ucu demeden, Kamçatka’nın soğuk hatta çok soğuk bir yer olmasına rağmen, onlar, bu işi ve daha nice işleri alınlarının akıyla başaracaklardır.