Osmanlı Devleti, genellikle zannedilenin aksine, Afrika’da sadece Mısır ile Libya, Tunus, Cezayir gibi ‘Garp Ocakları’yla meşgul olmadı. Doğu, Batı, Orta ve Güney Afrika ile de ilgilendi. Orta Afrika’daki Kanum Bornu Sultanlığı’nı hâkimiyeti altına aldı ve ‘Sudan Eyâleti’ne bağlı olarak ‘Hatt-ı Üstüva (Ekvator) Vilâyeti’ni kurdu. Osmanlı’nın bazı ilçeleri sonradan bağımsız devletler olmuştur. Meselâ, ‘Reşade İlçesi’ Çad Devleti, ‘Kavar İlçesi’ ise Nijer Devleti hâline gelmiştir.
Osmanlı Güney Afrika’da da faaliyette bulunmuştur. Güney Afrika’da Osmanlı Türk sevgisi o derece yaygınlaşmıştır ki, 1911’de İtalya’nın Trablusgarp’ı işgali sırasında, Johannesburg’daki Müslümanlar gönüllü olarak savaşmak istediklerini Osmanlı Harbiye Nezareti’ne bildirmişlerdir. Ayrıca, Millî Mücadele sırasında Güney Afrika’dan da para yardımı yapılmıştır.
Türkler, Afrika’da aslâ sömürgecilik yapmamışlardır. Tam aksine, Batı emperyalizminin sömürgeciliğiyle mücadele etmişlerdir. Afrika’nın hemen her yerinde Türk eserlerini görmek mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. asrın sonundan itibaren zayıflaması üzerine, Batılı kolonyalist güçler karşısında Afrika’yı koruması zorlaşmış; bunu fırsat bilen sömürgeciler 19. asır boyunca Afrika’yı insafsızca sömürmüşlerdir.