SULTAN MEHMED REŞADın ÇANAKKALE GAZELİNE YAZILAN TAHMİSLER ve YAHYA KEMAL BEYATLI

Kategori Kategori: Şiir Tercümeleri ve Açıklamaları | Okunma 297 Okunma | Yazar Yazan: hmeral | 28 Ağustos 2008 17:36:35


Çanakkale zaferinden sonra Sultan V. Mehmed Reşad, bir şükür nişanesi olarak bu yek-ahenk ve yek-avaz gazeli yazmıştır.

Yahya Kemal Yılı Münasebetiyle

 

SULTAN MEHMED REŞAD’IN ÇANAKKALE GAZELİNE YAZILAN TAHMİSLER ve YAHYA KEMAL BEYATLI

 

Dolmabahçe Sarayında bulunan Hazîne-i Hassa belgeleri Osmanlı Arşivine devredildikten sonra yapılan tasnif çalışmaları esnasında bir dosya içerisinde şiirlere rastlandı. Bu şiirler incelendiğinde Sultan Mehmed Reşad’ın Çanakkale Zaferi için yazdığı Gazel’e yapılan tahmisler olduğu anlaşıldı. Bu tahmisleri (Mamuratülaziz Encümen-i Vilayet Başkatibi ve Matbaa Müdürü Haydar'ın gönderdiği matbu olanı hariç) bizzat şairlerin kendi el yazılarıyla yazdıkları anlaşılmaktadır.  Bazı tahmislerde bulunan üst yazılardan bunların Mabeyn-i Hümâyûn Başkitâbeti’ne Padişâh’a arz edilmek için gönderildiği anlaşılıyor. Mesela; Mer’î Paşa-zâde Abdülkadir Nasıh’ın gönderdiği tahmisin üst yazısı şöyledir:

 

Mabeyn-i Humâyûn-ı Mülûkâne Başkitâbet-i Celîlesi Huzûr-ı Sâmîsine

Ma'ruz-ı Çâker-i Kemîneleridir

Şevketlü kudretlü azemetlü padişâhımız efendimiz hazretlerinin bi'hakkın hakîmü'ş-şu'arâ ve şâ'irü'l-hükemâ olduklarını isbât ve irâe eden ve hikemiyât-ı âliyenin el-hâk ve el-hâk beytü'l-kasîd-i sehl-i mümteni’ni teşkîl buyuran manzûme-i garrâ-i mülûkânelerini ancak edebiyyât-ı Osmâniyyeye intisâb-ı memlûkânem hasebiyle cür’et-yâb-ı tahmîs olunarak bir sûreti rabten huzûr-ı sâmî-i fehîmânelerine arz u takdîm kılınmışdır.

 

Hâdim-i kadîm-i ilm ü irfân olmasıyla beyne'l-akrân kesb-i temeyyüz buyurmuş olan yed-i mü’eyyed-i celîle-i âsafîleriyle lutfen atebe-i felek-mertebe-i cenâb-ı zıllullâhîlerine arz ve takdîmine ve arab-zâde olduğum hâlde hizmet-i edebiyyât-ı Osmâniyye ile mübâhî bulunduğumun nişâne-i kıymetdârı ve mûcebü'l-iftihârı olmak üzere bir âtifet-i seniyye-i mülkdâr-ı efhamî ile tesrîr ve dilkâm buyurulmaklığım tazarru' ve istirhâmında bulunduğumun arzına erzânî-i inâyet ve müsâde-i celîle-i vezîrânelerinin tavakkû' ve istirhâmına mücâseret etdikde kâtıbe-i ahvâlde emr ü fermân hazret-i veliyyü'l-emrindir.

 

Fî 13 Teşrîn-i Evvel sene 1332

Haleb: Mer'î Paşa-zâde Abdülkadir Nasıh Köleleri

 

“Bugünkü dille:

Mâbeyn-i Humâyûn Başkatipliğine

Padişahımızın hakikaten kıymetli bir şair olduğunu gösteren şiiri ancak Osmanlı edebiyatına olan intisabım dolaysıyla tahmis edilerek bir sureti gönderilmiştir.

Eskiden beri ilim ve irfan hizmetkârı olarak akranlarınız arasında temeyyüz etmiş olan şahsınız eliyle bu şiirimi Padişah'a arz etmenizi ve Arap asıllı olduğum halde Osmanlı Edebiyatının hizmetinde olduğumun bir nişanesi olan bu şiirim dolaysıyla onun ihsanını beklediğimi bildirmenizi istirham ederim.

Haleb: Mer'î Paşa-zâde Abdülkadir Nasıh Köleleri”

 

Mabeyn-i Hümâyûn’a gönderilen bu tahmislerin içinden de en meşhur olanı Yahya Kemal’in tahmisidir. Bu tahmisle birlikte aynı zamanda bir arşivci olan Ali Emirî’nin tahmisinin metni verilecektir. Bir kadın şaire ait olması bakımından Şair Nigar Hanım’ın tahmisi de ele alınacaktır.

 

Mabeyn-i Hümâyûn’a tahmis gönderen şairler şunlardır:1

 

1.         Yahya Kemal

2.         Üsküdar Sultânîsinden Ali Rıdvan

3.         Çelebî-i Hazret-i Padişâh-ı A’zam Veled Çelebi2

4.         Dersaadet İstinâf Hukuk Mahkemesi A’zâsından Tevfik Lâmih

5.         Kalkandelenli Şeyh Mustafa Ruhî Efendi’nin mahdumu Yıldız Kütübhânesi Me’muru Sabri

6.         Yümnî (Sind Başşehbenderlerinden)

7.         Sabit (Ser-esvâbî-i Hazret-i Şehriyârî)

8.         Emîrî (Ali Emirî Efendi)

9.         Halid (Ömer Hilmi Efendi’nin Müdîr-i Umûru)

10.       Feriköy Emrâz-ı Dâhiliye Hastahanesi Ser-tabîbi Mustafa Samî

11.       Maarif Nezâreti Kütübhânesi Müfettişi Tevfik

12.       Mabeyn-i Hümâyûn-ı Mülûkâne Etıbbâsından Ali

13.       Osmanlı Donanma Cemiyeti Merkez-i Umûmî A’zâsından Bahriye Müsteşar-ı Esbakı ÜsküdâTal’at

14.       Harbiye Nezâreti Mu’amelât-ı Zâtiye Evrak ve Dosya Kısmında Ketebeden Mes’ud

15.       Nigâr bint-i Osman

16.       Şurâ-yı Evkâf Reisi Mahir

17.       Abdülhalim (Sabık Çelebi)

18.       Mamuratülaziz Encümen-i Vilayet Başkatibi ve Matbaa Müdürü Haydar

19.       Haleb Meb’usu Mer’î Paşa-zâde Abdülkadir Nasıh

 

Bunlardan başka tahmis olmayıp biri Arapça olmak üzere Padişah’a sunulmuş iki şiir daha vardır.3

 

Bu tahmisler Tasvîr-i Efkâr başta olmak üzere o günlerde çıkan çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanır. Ayrıca, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde Mehmed Reşad Bölümü nu. 533’te bulunan yazma mecmualar ile Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Y. 697’de bulunan Beşinci Sultan Mehmed Reşad’ın Meşhur Gazeli ve Tahmisleri isimli yazma mecmualarda da toplanmıştır.

 

Bu yazma mecmualarda bulunan tahmisler; Enfel DOĞAN ile Fatih TIĞLI tarafından, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. 33, İstanbul 2005, s. 41-96. arasında yayınlanan, SULTAN V. MEHMED REŞAD’IN ÇANAKKALE GAZELİ VE BU GAZELE YAZILAN TAHMİSLER adlı makalede incelenmiştir. Adı geçen makale konuyu incelemede başarılı ve doyurucu bilgiler ihtiva eden bir makaledir. Ayrıca Meserret Demiröz, Gazel-i Hümâyûn ve Tahmisleri (1. Millî Türkoloji Kongresi, Kervan Yayıncılık, İstanbul 1980, s. 106) isimli makalesinde konuyu incelemiştir.

 

ÇANAKKALE ZAFERİ VE SULTAN REŞAD’IN GAZELİ:

 

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti; Almanya, Avusturya ve Macaristan’la birlikte savaşa girmişti. Bunun üzerine İngilizlerle Fransızlar, Boğazları geçip Ruslara yardım etmek ve Batı cephesindeki Alman baskısını azaltmak için Çanakkale’den sonra İstanbul’u ele geçirmek istediler. Fakat o günün en güçlü donanmasıyla desteklenmiş ordusu bunu başaramadı.

 

Bütün dünyayı hayrete düşüren ve düşmanlarımızın rezil olmuş bir şekilde geldikleri gibi geri gitmelerine yol açan o muhteşem Çanakkale zaferinden sonra Sultan V. Mehmed Reşad (1884-1918), bir şükür nişanesi olarak bu gazeli yazar. Beş beyitten oluşan bu gazel devrin hemen bütün gazete ve mecmualarında yayınlanır. Gazeli edebî yönden inceleyen Meserret Demiröz’e göre; ‘Bu samimî şiir her şeyden önce çok sâde ve basittir. Yek-âhenk ve yek-âvâz diyebileceğimiz gazel, bir plana bağlı olduğundan içinde düşünce ve kelime tekrarı yoktur. Bu itibarla bir sehl-i mümtenî örneği sayılabilecek değerdedir.’4

 

Gazel halk tarafından çok sevilir ve okunur. Şairler de Gazel-i Hümâyûn’a Tahmis5 yazarlar. 

 
 

MANZÛME-İ GARRÂ-İ HAZRET-İ HİLÂFET-PENÂHÎ

 

Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden

Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden

 

Lâkin imdâd-ı İlâhî yetüşüp ordumuza

Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden

 

Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde

Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen

 

Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr

Kalb-i İslâm’a nüfûz etmeğe gelmiş-iken

 

Kapanup secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ

Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men

 

Bugünkü dille:

Saldırmıştı Çanakkale’yi karadan ve denizden

Müslümanların iki kuvvetli düşmanı birden

 

Lakin Allah’ın yardımı yetişip ordumuza

Her bir asker bir kale oldu, bir çelik-beden

 

Asker evlatlarımın azmi karşısında

Aczini idrâk eyledi nihâyet düşman

 

Şereflerini ayaklar altına alarak kaçtılar

İslam’ın Kalbi (İstanbul’u) ele geçirmeye gelmişken

 

Reşad! Şükür secdesine kapan ve eyle duâ:

İslam ülkesini Allah (düşmandan) eylesin emin

 

YAYHA KEMAL BEYATLI (1884-1958) ve TAHMİSİ:

 

Asıl adı Mehmed Agâh’tır. Babası Üsküp’te bir süre belediye reisliği yapan Nişli İbrahim Bey, annesi Leskofçalı Galib’in yeğeni Nakiye Hanım’dır. İlk eğitimine annesi ve lalası tarafından başlandıktan sonra Yeni Mekteb’e gönderildi. Daha sonra bu okuldan alındı ve Mekteb-i Edeb’e verildi. Üsküp İdadîsi’ni ailesinin Selanik’e taşınması sebebiyle yarıda bıraktı. Eğitimine Selanik İdadîsi’nde devam etti. İstanbul’a gelerek Galatasaray Sultanîsi’ne girmek istediyse de kayıt dönemi geçtiğinden buraya giremedi. Bir süre akrabalarından Abdurrrahman Paşa-zade İbrahim Bey’in Sarıyer’deki evinde kaldı. Etkilendiği Jön Türklere katılmak için 1903 yılında Paris’e kaçtı. Burada Jön Türk hareketinin önde gelen simalarıyla tanıştı ve sıkı ilişkiler kurdu. Paris’te Ecole Libre des Sciences Politiques’in Dış Politika bölümüne girdi. Burada kimliğinin oluşmasında önemli bir yeri olan Albert Sorel’den etkilendi. Okuldan mezun olmadan 1912 yılında İstanbul’a döndü. Darüşşafaka, Medresetü’l- Vâizîn, Bahriye Mektebi başta olmak üzere çeşitli okullarda edebiyat, tarih ve medeniyet dersleri verdi. Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde görev yaptı. Bu arada çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri ve Millî Mücadele ile ilgili yazıları yayınlanıyordu. Lozan barış görüşmelerinde müşavir olarak bulundu. Bu görevinden geldikten sonra Urfa milletvekili seçildi. Varşova, Madrid ve Lizbon’da orta elçi olarak görev yaptı. Elçilikten sonra Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul milletvekilliklerinde bulundu. Son resmî görevi Pakistan büyükelçiliğinden 1949 yılında emekli oldu. Bu tarihten ölümüne kadar İstanbul’da yaşadı. Hiç evlenmedi ve hayatının son dönemlerini Park Otel’de geçirdi.6

 

Edebî kişiliği ve şiir hakkındaki görüşleri: Yahya Kemal şiir hakkındaki görüşlerini 1913 yılından sonra yaymaya başladı. Bu, ‘saf şiir’, onun tabiriyle ‘tad şiiri’ dediği görüştür. Bu anlayışa göre asıl edebiyat ‘nesir’dir. Şiirin görevi, nesrin ifade etmediğini ifade etmektir. Bu da ‘dilin’, yine dil aracılığıyla kendi kendini aşmasıdır. Böylece dil kendi mahiyetinden kurtulur ve yeni bir hayat yaşamaya başlar. Şair kelimelere yeni ‘hassalar’ kazandıran büyücü gibidir. Bunu da şair,  Yahya Kemal’in tabiriyle ‘derûnî âhenk’ sayesinde elde eder. Bu iç âhenk ölü bir kalıp olan vezinden ayrı bir şeydir. Aynı vezinle çok güzel bir mısra söylenebileceği gibi alelâde bir söz de söylenebilir. Âhenk sayesinde mısra kanatlanır uçar. Nesrin en küçük parçası cümledir, halbuki şiirde en küçük parça âhenkten doğan mısradır. İç âhenk şiiri nesirden ayırır ve musîkîye yaklaştırır. Fakat şiir ne biridir, ne de ötekidir. Bu ikisinin orijinal bir terkibidir.7

 

Yahya Kemal şiiriyle medeniyetimizi tarih çerçevesinde tespit etmeğe, onun büyüklüğünü anlatmaya, en üstün bir değerlendirmeyle onu gözler önüne sermeye çalışır. Sanki Osmanlı Devleti’nin yenilişi ve parçalanışı üzerine şöyle demek ister: ‘Evet siz bizim bu medeniyet dönemimizi kapadınız. Ama bu medeniyet, medeniyet tarihinde bir altın kitaptı. İşte ben çağımızdan geri dönerek onun içinde yaşıyorum. Bir nevi mermerle o dönemi mumyalıyorum, tâ gelecekte bir çağ onun mumyalarını çözdüğünde onu taptâze görebilme imkanına ersin.’ Osmanlının önlenemez çöküşünden sonra Yahya Kemal bir anıtta toplar sanki sonsuz mâcerâyı, ulu ve unutulmaz bir medeniyet mâcerâsını.8

 

Kendine özgü bir şiir dünyası ve anlayışı olan Yahya Kemal, sanatta hürriyetin gerekli olduğuna inanırdı. Ona göre sanatkâr için tek mecburiyet güzel eser meydana getirmektir. Bir gün kendisine; ‘Yahya Kemal Bey, biz nasıl bir şiir istiyoruz, bilir misin?’ diye soran eski bir milletvekiline şöyle der: ‘Hayır sizin nasıl bir şiir istediğinizi bilmiyorum, bilmek de istemem. Ben nasıl bir şiir istiyorum, bunu biliyorum ve bu şiiri söylemeye çalışıyorum. Siz de istediğiniz şiiri söyleyiniz, fena mı, iki türlü şiir olur, edebiyatımız zenginleşir.’ 9

 

Yahya Kemal’in bir özelliği de dostluğa ve dost sohbetlerine çok önem vermesidir. Ahmed Hamdi Tanpınar’a, ‘İnsanın ufku insandır’ demiştir. İnsanın her şeyin yokluğuna tahammül edebileceğini yalnız ‘insanın’ yokluğuna tahammül edemeyeceğini belirtmektedir.

 

Yahya Kemal’in çok iyi bir hafızası ve dinleyenleri hayrete düşüren derecede tarih bilgisi vardı. İslam Tarihi’ni özellikle Osmanlı Tarihi’ni ve Fransa’da tahsil gördüğü için Fransa Tarihi’ni çok iyi bilirdi. Bir dost sohbetinde, söz Osmanlı Devleti’nin gerilemeye yüz tuttuktan sonra Sadrazamların daha sık değiştirilmesine geliyor. Yahya Kemal büyük bir sükûnetle dört asır boyunca iş başına gelmiş bütün Sadrazamları  sıra ile saymaya başlar. Hem de Sadarete geliş ve azlediş tarihleriyle birlikte sayar Sadrazamları. Fransa’da bulunduğu zaman Fransız aydınları kendi aralarında Fransa tarihi hakkında ihtilafa düştükleri bir konuda Yahya Kemal’i hakem tayin ettikleri söylenmektedir.10

 

 

YAHYA KEMAL’İN TAHMİSİ:

 

Cepheden topları ejder gibi bârû-efken

Arkasından gemiler bir sürü dîv-i âhen

Gökde tayyârelerinden saçarak nâr u fiten

Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden

Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden

 

Kadın erkek anadan tâ süd emen yavrumuza

Hepimiz cânla sarıldıkça vatan duygumuza

İntizâr etdi adû tehlikeden korkumuza

Lakin imdâd-ı İlâhî yetüşüp ordumuza

Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden

 

Şükür Allâha ki gördüm bu mübârek sinde

Kahramân ordumu serhadde muzaffer zinde

Müjde İrân ile Tûrâna ve Çîn ü Hinde

Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde

Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen

 

Allah Allah nidâsıyla muhâcim ahrâr

Tepelerden boşanup sâika-vârî kahhâr

Etdiler düşmeni bir öyle ki iclâ-yı kenâr

Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr

Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken

 

Rûh-ı peygamberi tebşîre giderken şühedâ

Millet arkanda bugün vecd ile tekbîr-serâ

Yürü mihrâb-ı hilâfetde senâ-hân-ı Hudâ

Kapanup secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ

Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men11

 

ALİ EMİRÎ EFENDİ (1857-1924) ve TAHMİSİ:

 

Diyarbakır’da doğdu. Emirzâde lakabıyla meşhur olan bir aileye mensup olan Ali Emîrî, Sâim Seyyid Mehmed Emîrî Çelebi’nin torunu, tüccardan Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. İlk eğitiminden sonra aldığı özel derslerle kendisini yetiştirdi. 1877 yılında ilk memurluğu olan Mardin Sancağı Tahrirat Kaleminde işe başladı ve II. Meşrutiyet’in ilânından (1908) sonra emekli oluncaya kadar başta Yemen, Halep, Yanya, İşkodra olmak üzere imparatorluk coğrafyasının muhtelif yerlerinde çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Bu görevleri sırasında bulunduğu bölgelerle ilgili eserler yazması ve buralardan daha sonra Millet Kütüphanesi’nin önemli bir bölümünü oluşturacak nadir ve tek nüsha kitaplar toplaması ile meşhurdur. Bu eserler arasında meşhur Divânü Lügâti’t-Türk de vardır.  Emeklilik yıllarında İstanbul’da başkanlığını yaptığı Tasnif-i Vesâik-i Tarihiyye Encümeni başta olmak üzere çeşitli encümenlerde üyeliklerde bulundu. Tarihî eserlerin bakımsızlığı üzerine Vakıflar İdaresine çeşitli müracaatlarda bulundu. Ölümüne kadar müdürü olarak görev yaptığı Millet Kütüphanesi’nde kitaplarıyla beraber yaşayan, kendine özgü bir hayatı olan Ali Emîrî telif ettiği eserleri ve yayınladığı mecmualar başta olmak üzere bazı kıymetli eserleri de yayınlayarak kültürümüze hizmet etmiştir.12

 

ALİ EMİRÎ’NİN TAHMİSİ:

 

Tahmis-i Nutk-ı Hümâyûn-ı Hazret-i Hilâfet-penâhî

 

Ne mülûkâne eserdir bu ne nutk-ı ahsen

Tab‘-ı şâhânesidir masdar-ı ilhâm-ı sühan

Buyurur şevket ile pâdişeh-i mülk ü vatan

Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden

Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden

 

Hasm-ı müstağrak-ı âhen sataşup ordumuza

Top u tayyâre-i müz‘icle üşüp ordumuza

Cevşen ü seyf ü siperle yanaşup ordumuza

Lakin imdâd-ı ilâhî yetüşüp ordumuza

Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden

 

Bakınız satvete Osmanlıların rezminde

Söylenir yeryüzünün Hind ile Hârizminde

Okunur nutk-ı mülûkâne cihân bezminde

Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde

Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen

 

Düşmenin hâlini ey hâme-i ferruh-reftâr

Sende yok tâb-ı beyân eyleyemezsin ihbâr

Bak ne âlî buyurur pâdişeh vahy-âsâr

Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr

Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe kasd etmiş iken

 

Ya bütün bir yere toplandı künûz-ı dünyâ

Sâhil-i hikmete çıkdı ya leâl-i deryâ

Ya bu nazmı dedi sultân-ı belâgat-pîrâ

Kapanup secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ

Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men

 

Nerde ben nerde kelâm-ı şeh-i hikmet-îcâd

Şerm ile etdi Emîrî kulu teksîr-i sevâd

Bende yok kudret-i tahmîs-i şehinşâh-ı bilâd

Ömr-i müzdâd ile Sultân Mehemmed ola şâd

Edelim arz-ı münâcât Hudâ-yı zü’l-men13

 

NİGAR HANIM (1862-1918)  ve TAHMİSİ:

 

1848 Macar İhtilâli’nde Osmanlı Devleti’ne sığınan Macar Osman Paşa’nın kızı olan Nigâr Hanım’ın tam adı Fatma Hatice Nigâr’dır. İlk eğitimine yatılı olarak gittiği Kadıköy’deki Fransız okulunda başladı. Çeşitli özel hocalardan dersler aldı ve kendini yetiştirdi. Fransızca, Almanca, İtalyanca, Rumca, Arapça ve Farsça öğrendi. Doğu ve Batı kültürünün etkisiyle kendini geliştirdi. II. Meşrutiyetin ilânından sonra Rumelihisarı’ndaki yalısı ile Nişantaşı’ndaki konağında her hafta düzenli olarak sanat ve edebiyat sohbetleri düzenledi. Bu sohbetlere katılanlar arasında; Abdülhak Hâmid, Recaizade Mahmud Ekrem, Celâl Sahir, Cenap Şehabeddin gibi edebiyatçıların yanı sıra çeşitli Avrupalı entelektüeller de bulunmaktaydı. İlk şiirlerini Uryan Kalp takma adıyla Servet-i Fünûn’da yayınlayan Nigâr Hanım, daha çok hayatının acılarını, bir kadının duygu ve hassasiyetlerini, aşk, ıstırap, ayrılık acıları ve tabiat güzelliklerini şiirlerinde başarıyla işlemiştir. Duygularını samimî bir şekilde ifade etmesi Cumhuriyet dönemine kadar yetişen kadın şairlerin en büyüğü olarak anılmasına sebep olmuştur. 1918 yılında yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak vefat etti.14

 

NİGÂR HANIM’IN TAHMİSİ:

 

Tahmîs-i Manzûme-i Garra-i Tacdâr-ı A’zâm

 

Saçılup dâneleri sehm-i kazâ-perverden

Hem havâdan dökülüp hem de çıkardı yerden

Düşmen âteşleri bârân-ı sitem olmuş iken

Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden

Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden

 

Kibriyâ nûr-ı nigâhı yetüşüp ordumuza

Kudret-i lâ-yetenâhî yetüşüp ordumuza

Aşk-ı kudsiyyet-i şâhî yetüşüp ordumuza

Lakin imdâd-ı İlâhî yetüşüp ordumuza

Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden

 

Her biri şîr-i jiyân şân ü zafer bezminde

Hepsi dehhâş u kavî bezm-geh-i rezminde

Pür-şecâat uruşan sâbit olup hazminde

Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde

Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen

 

Ordumuz kudretini eyledi fi‘len izhâr

Oldu nâlân o zamân hasm-ı kavîmiz nâ-çâr

Gördü ki kudreti fevkinde onun girdiği kâr

Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr

Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken

 

Sen de nâçîz Nigâr işte cebîn-sâ-yı senâ

Eyle her lahza şeh ü askerine dest-güşâ

Hep temennâ-yı zafer mes‘adet-i müstesnâ

Kapanup secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ

Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men15

 

Rumelihisarı 30 Ağustos 1332

Memlûkeleri Nigâr bint-i Osman

-------------------

[1] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, MSHHA E.1\5 (HH. MB.)

2 Parantez içerisinde yazılan isimler ve sıfatlar belgede olmayıp metinde adı geçen makaleden faydalanarak eklenmiştir.

3 Çelebi Efendi Dâîlerinin Yaveri Hayrî- Giridî el-Mevlevî imzasını taşıyan ve konusu Çanakkale Zaferi olan şiir ile Dârülfünûn-ı Osmânî Hadis Muallimi Mehmed Mekkî’nin mahdumu Mustafa Mehmed’e ait olup Sultan Mehmed Reşad’a Alman İmparatoru tarafından hediye edilen Seyf-i Zafer (Zafer Kılıcı) münasebetiyle yazılan Arapça şiir.

4 Meserret Demiröz, Gazel-i Hümâyûn ve Tahmisleri, 1. Millî Türkoloji Kongresi, Kervan Yayıncılık, İstanbul 1980, s. 106

5 Beşleme anlamına gelen tahmis, bir gazelin, bir kasidenin veya beyitlerle yazılmış başka bir nazım şeklinin beyitlerinin önüne aynı vezin ve kafiyede üç mısra eklenerek beşli bentler hâline getirilmesidir. Tahmis yazılan şiir, hem kendinin hem de yazılan tahmisin kıymetini artırır. Şairlerin padişah ve devlet adamlarının şiirlerine tahmis yazmaları, kaside yazmalarındaki gibi çeşitli sebeplere dayanmaktadır. Bir görev alma, caizeye sahip olma, saygı gösterme veya yazımızın ana konusunu oluşturan gazelde olduğu gibi, siyasal ve sosyal bir mesajın halka ulaşmasına vesile olma bu sebepler arasında başta gelenlerdendir. Bunlardan bazıları Tehzil yoluyla yazılmış tahmislerdir. Fazıl Ahmed’in tahmisi böyledir. (Bkz. Enfel DOĞAN, Fatih TIĞLI, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. 33, İstanbul 2005, s. 41-96. SULTAN V. MEHMED REŞAD’IN ÇANAKKALE GAZELİ VE BU GAZELE YAZILAN TAHMİSLER)

6 Hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgi için bk.: Kâzım Yetiş, Yahya Kemal - I, Hayatı, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 1998; Orhan Okay, “Beyatlı, Yahya Kemal”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 6, İstanbul 1992, s. 35-39. Abdullah Uçman, “Beyatlı, Yahya Kemal”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. 1, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 318-320.

7 Nihat Sami BANARLI, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, H. Vehbi ERALP, Yahya Kemal İçin, Yahya Kemali Sevenleri Cemiyeti Neşriyatı, İstanbul 1959 s. 42

8 Sezai KARAKOÇ, Edebiyat Yazıları, İstanbul 1986, s. 52-53

9 H. Vehbi ERALP, Yahya Kemal İçin, Yahya Kemali Sevenleri Cemiyeti Neşriyatı, İstanbul 1959 s. 20

[1]0 H. Vehbi ERALP, Yahya Kemal İçin, Yahya Kemali Sevenleri Cemiyeti Neşriyatı, İstanbul 1959 s. 36

11 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, MSHHA E.1\5 (HH. MB. Belge No: 1)

Yahya Kemal’in Eski Şiirin Rüzgârıyle isimli kitabının 111. sayfasında bulunan tahmisle belgeden alınan tahmis arasında bazı mısra ve kelime farkları vardır. Yahya Kemal’in daha sonra bazı değişiklikler yaptığı anlaşılmaktadır. Mesela; ikinci kıtanın üçüncü mısrası kitapta ‘İntizâr eyledi gafletle adû korkumuza’ şeklinde ve son kıtanın üçüncü mısrası ‘Sen de mihrâb-ı hilâfette cebin-sây-ı senâ’ şeklindedir. Bunun gibi değişiklikler için bkz. age. Makale.)

12 (TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s. 390-91.)

13 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, MSHHA E.1\5 (HH. MB. Belge No: 10)

14 Hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgi için bk.: İbnülemin Mahmut Kemâl İnâl, Son Asır Türk Şairleri, 3. bs., C. 3, Dergâh Yayınları, İstanbul 1988, s. 1204-1207; Abdullah Uçman, “Nigâr Hanım”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, C. 2, İstanbul 1999, s. 366-367; Nazan Bekiroğlu, Şâir Nigâr Hanım, İletişim Yayınları, İstanbul 1998.

15 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, MSHHA E.1\5 (HH. MB. Belge No: 19)

 

 

*Hayrettin MERAL’in bu makalesi Arşiv Dünyası Dergisi'nde (Temmuz 2008, sayı 11, s. 121-27) yayınlanmıştır.

Arama ARAMA


İSTATİSTİKLER

18 kategori altında, toplam 174 yazı bulunmaktadır.