CEVABI SİZ VERİN !

Kategori Kategori: Fikir Yazıları | Okunma 557 Okunma | Yazar Yazan: hhepsev | 03 Haziran 2009 13:11:23

Kendi gitti, polemiği kaldı Türkan Saylanın.
(Serkan BİLGEnin yazısı)

CEVABI SİZ VERİN !

 

Kendi gitti, polemiği kaldı Türkan Saylan’ın…

 

Benim de fena halde kafama takıldı; “Ölünün arkasından konuşulmaz.” düsturu. Aslında düsturu yıkmaya destur aramıyorum ama yine de insan merak ediyor, bunu kim savunuyor diye. İlahiyatçılar mı? Din adamları mı? Sanatçılar mı? Akademisyenler mi? Askerler mi? Felsefeciler mi? Kim?.. Yoksa bakkalımız Hüsnü Abi mi?

 

Neyse şimdilik bu takıntıyı -yenilerine yer açmak için- zihnimin sol üst köşesine doğru öteliyorum. Maksat zihnimin masaüstünü boşaltmak… Zira birazdan lazım olacak.

 

İlk kare Zeki Müren. Hemen mırıldanmaya başlıyorum:

“Öyle dudak büküp hor gözle bakma

Bırak küçük dağlar yerinde dursun

Çoktan unuturdum ben seni çoktan

Ah bu şarkıların gözü kör olsun”

 

Şimdi yeni soru şu: Ölmüş bir ses sanatçısının arkasından onun şarkıları söylenir mi? Peki söylenirse, beğenip beğenmeme konusunda yorum yapılabilir mi?

 

İkinci kare Orhan Veli. Şair. Hem de ‘Garip’lerin babası. Ne diyor bir şiirinde:

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?”

 

Soru şu: Şairin gözyaşlarına elle dokunulabilir mi? Ölmüş bir şairin arkasından onun şiirleri okunulabilir mi? Garip akımı üzerine üç beş kelam edilebilir mi?

 

Üçüncü kare aslında toplu bir resim: Sezar, Fatih Sultan Mehmet, Napolyon, George Washington, Lenin ve Hitler yan yana durmuşlar. Bunların hepsi dünya tarihini derinden etkilemiş adamlar. Çağlarına damga vurmuşlar. Peki, biz bunu nereden biliyoruz? Çünkü birileri bu adamların hakkında -hem de arkalarından olmak kaydıyla- epeyce bir konuşmuş, analizler yapmış.

 

Yeni soru: Ölmüş devlet adamlarının arkasından konuşulur mu? Sanırım bu soru lüzumsuz oldu. Çünkü bu adamların hakkında ciltlerce eser, onlarca film yapılmış. Yani konuşmaktan öte birileri hem yazılı hem de görsel malzeme sunmuş.

 

Dördüncü kare Sokrat, Platon ve Aristo. Siz bunları dünyanın en önde gelen filozofları olarak bilebilirsiniz ama bunlar aslında hep birbirlerinin arkasından konuşmuşlar. Bir de birbirlerinin talebesi olacaklar. (Platon Sokrat’ın, Aristo da Platon’un talebesi ya...) Ama hepsi hocalarını eleştirmiş. Hatta onlardan asırlar sonra gelen Bergson, Hegel, Haydeger gibi felsefeciler de bu ölülerin arkasından konuşma modasına kapılmışlar. İyi de etmişler…

 

Beşinci kare Leonardo da Vinci. Meşhur İtalyan ressam. Dünya üzerinde resimleri milyonlarca kişi tarafından görülmüş. Yüzlerce ressama ilham kaynağı olmuş birisi. Geçtiğimiz yıllarda da Dan Brown denilen adam Leonardo’nun resimlerinin başrolde olduğu bir kitap yazdı. Sonrasında kitap senaryolaştırılarak bir de beyaz perdeye aktarıldı; “Da Vinci’nin Şifresi” filmi milyonlarca kişi tarafından izlendi. Adamlar, arkadan konuşmakla kalmamış, koskoca bir roman yazıp bir uzun film de yapmışlar; pes doğrusu…

 

Artık sormuyorum! Sanık da tanık da sizin hâkim bey!

 

Ama biri bana açıklasın lütfen. Bir şairin, sanatçının, ressamın, devlet adamının, düşünürün eserleri ve yaşantısı üzerine yorum yapılmazsa, ilerleme nasıl olacak? Topluma mal olmuş kişilerin hakkında konuşmayacaksak kimin hakkında konuşacağız? (Bu arada konuşmaktan ve eleştirmekten bahsediyorum, hakaret etmekten değil, tabii ki.)

 

Cevabı siz verin artık. Çünkü ben masaüstüme bir ‘excel’ tablosu açtım, bu işin ‘word’de çözülemeyeceğini düşünerek.

 

Çünkü şairin dediği gibi, “kelimeler kifayetsiz”.

 

Haziran 2009

Serkan BİLGE

Arama ARAMA


İSTATİSTİKLER

18 kategori altında, toplam 235 yazı bulunmaktadır.